İsviçre'deki minare referandumu ve Avrupa'da aşırı sağın yükselişi 2

Bu ırkçı ve populist diye isimlendirilen partiler aslında hıristiyan tabandan da alabildiğine besleniyor. Hollanda Elsevier Dergisi'nin yaptığı bir son ankete göre hıristiyanların yaklaşık %'i Geert Wilders'in partisine oy vereceğini söylemiştir. Halbuki ülkede Wilders'in partisinden başka üç ayrı "hıristiyan" ismi altında parti bulunuyor. Özellikle Kıta Avrupası'nın bir çok ülkesinde ırkçı eğilimlerin ile 0'lara varan oranlarda, konjonktüre gore, değişim gösterdiği düşünülürse, ırkçı ve aşırı hıristiyan sağ partilerin oy potansiyellerinin boyutu ortaya çıkar. Avrupa medyasında çıkan bazı haberlerin satır aralarındaki bilgilerden hareketle, İsviçre'deki minare referandumunu da alttan alta bazı kiliseler ve hıristiyan grupların desteklediği anlaşılmaktadır. Zira referanduma son anda örgütlü elin değdiği söylenebilir. Nitekim Protestanlığın Zwingli kolunun güçlü olduğu İsviçre'de Protestan Partisi'nin (PEV) bu fırsattan yararlanarak, Anayasa'ya hıristiyan değerlerinin yazılması için bir halk inisiyatifi başlatılması isteği de bu elin varlığına ve kimliğine işarettir.

Diğer taraftan da aşırı sağın ve buna paralel olarak hıristiyanlar içindeki İslâm karşıtlığının artması, akl-ı selîm sahibi bir kısım hıristiyanları rahatsız etmekte ve kendi aralarında içten içe hararetli bir tartışmanın kapısını aralamaktadır. Theo Van Gogh'un Faslı biri tarafından öldürülmesinin ardından geçen beş sene zarfında Hollanda'da müslümanların durumunun değerlendirildiği ve konuşmacı olarak katıldığım bir panelde Protestanlar ve Katolikler adına konuşan panelistlere yöneltilen sorulardan bu gayet net olarak anlaşılıyordu. Zira katılımcıların tamamı hıristiyan din adamı idi ve tartışma bölümü dinleyicilerden bir din adamı tarafından sorulan "Neden Hıristiyanlar Geert Wilders'in partisine bu kadar oy verecek noktaya geldi?" sorusu etrafındaki hararetli tartışmalarla sona erdi. Hıristiyan panelistlerin buna tatmin edici bir cevap ver(e)meleri de ayrıca manidar oldu. Şu halde Hıristiyanlar içinde önemli bir damarın, bugün Avrupa'daki İslâm karşıtlığının başını çektiği ve bu tartışmaları alttan altta yönlendirdiğini söylememiz mümkündür.

"Post Modern Haçlı Ruhu" ve Tarihin Tekerrürü

Aslında minare olayı vb Avrupa'da İslami sembollere ve Müslümanlara yönelik olan biteni, Avrupa'daki Müslümanların son yıllarda daha bilinçli hareket etmeleri ve İslâm'ı temsil konusundaki aktif çalışmaları, müesseseleşmedeki gözle görülür merhaleleri neticesinde "toplumda daha görünür hale gelmeleri"ne yönelik ırkçı ve İslamofobik bir refleks olarak değerlendirmek de mümkün gözüküyor. Adeta, "post-modern haçlı ruhu"nun hortlatılması teşebbüsü olarak kendini gösteriyor. Bilindiği üzere, İslâm'ın ortaya çıkışından itibaren Avrupa'da İslâm tarihte hep bir tehdit olarak algılanmış ve bu durum Haçlı Savaşları ve Ortaçağ boyunca olan İslâm ve Türk karşıtı kampanyalarla alabildiğine devam etmiştir. Bu arada İslâm ve Türk karşıtlığında Martin Luther, Desiderius Erasmus, John Calvijn gibi Avrupalı din adamı ve düşünürler öncülük etmişlerdir. Bu anlamda minare referandumu vb. hadiseler, Hıristiyanlık arka planına yaslanan tarihteki "Türk ve Müslüman korkusu"nun "post-modern versiyonları" olarak karşımıza çıkıyor. Diğer taraftan da Avrupa, İslâm karşıtı "post modern" bu korku üzerinden özellikle Protestanlık ile içini boşaltıp kaybetmeye yüz tuttuğu "hıristiyan kimlik ve kökleri"ni İslâm ve müslümanlar üzerinden yeniden inşaya yöneliyor. Avrupa medyasında bilhassa Hıristiyanlara ait gazete ve dergilerde, "Köklerimiz nerede?", "Biz kimiz?" gibi sorulara sıkca cevap aranması, bunun semptomları olsa gerektir.

Bu inşa faaliyeti aslında iki yönlü seyrediyor: Biri, İslâm'ın özellikle namaz, oruç, hac, ramazan, iftar, cami-cemaat, kurban gibi toplumda tezâhürleri olan ibadetleri örnek gösterilerek, kiliseden uzaklaşmış hıristiyanlar, "Bakın müslümanlar kendi ibadetlerine ve dinlerine nasıl sarılıyorlar" denmek suretiyle gayrete getirilimeye çalışılıyor. İkincisi ise İslâm'a ve müslümanlara yönelik İslamofobik ve anti İslamist saldırılar ve İslâmî sembollerin yasaklanması yönünde gelişiyor. Böylece bir anlamda Avrupa'nın zaten köklerinde var olan İslâm'a karşıtlık bilinci canlandırılarak hem İslâm'a yönelimlerin önüne geçilmesi sağlanıyor hem de kiliseden uzaklaşmış olanlara eski kimlikleri hatırlatılıyor. İşte burada hıristiyan köklerden beslenen "populüst" ve "ırkçı" partilere de iş düşüyor ve onlar da bunu alabildiğine kullanıyor. Bu durumun aslında bazı yönleriyle bilinçli bir rol paylaşımı olduğunu da söyleyebilmek mümkün. Hıristiyan Merkez Sağ'ın "entegrasyon", "Avrupa norm ve değerleri" gibi doğrudan İslâm karşıtlığı çağrıştırmayan söylemleri; buna karşılık ırkçı ve aşırı sağ partiler ise doğrudan İslâm, Kur'an, Hz. Peygamber, İslâmî semboller (cami, minare, başörtüsü), İslâmî kurumlar ve müslümanlara yönelik söylem ve eylemleri öne çıkarıyor.

Temel insanî değerler ve özgürlüklere karşı çok talihsiz bir gelişme olan İsviçre'deki minare referandumu sonucu, hiç şüphesiz etkisi Avrupa'da uzun süre devam edecek bir olay olarak İslâm karşıtlığının "İsviçre versiyornu" olarak karşımızdadır. Bunu, benzer başka olayların takip edebileceğini de şimdiden varsayabiliriz. Zira tarihte olduğu gibi aslında

Avrupa'da tarih tekerrür ediyor. Bu olay vesilesi ile Müslümanlar olarak bize umut veren, Avrupa'dan ve dünyadan sağduyulu seslerin yüksekce çıkıyor olmasıdır.

Ancak burada esas önemli olan müslümanların ne yapacağıdır. Cenevre Cami imamı Yusuf Ibram'ın "İslâm dünyası bu kararı sükunetle karşılamalı ama kabullenmemeli. Aksi halde ilk kurbanlar biz oluruz" açıklaması, Müslümanların Avrupa'daki geleceği açısından sağ duyulu bir açıklamadır. O halde İslâm ülkeleri ve Müslümanlara düşen en önemli görev, konuyu sadece söylem planında bırakmaktan ziyade, ellerindeki ekonomik ve siyasî gücü daha efektif olarak kullanarak uluslararası kurumları daha etkin çalıştırmaktır. Mesela İsviçreyi Müslümanların paralarını ülkelerine kabul edip etmemek konusunda bir referanduma zorlamakla işe başlanabilir. Devlet Bakanı Egemen Bağış'ın Müslümanların tasarruflarını İsviçre bankalarından çekmeleri yönündeki çağrı, aslında İsviçrelilerin şu an için en anlayacağı ve sonucu en garanti dildir.

Bunun yanı sıra Müslümanlar, bu tür olayları lehlerine çevirebilmenin yöntemini bulmaları, "kurban psikolojisi" içinde hareket etmeden "din ve fikir özgürlüğü", "insan hakları", "din-devlet ayırımı" gibi kavramların Batı'da nasıl anlaşıldığı üzerinde derinlikli analizler yaparak, bu yöndeki kaypak ve ikiyüzlü tavırları her fırsatta deşifre etmelidirler. Aksi, Avrupa'daki Müslümanların, gittikçe Hitler dönemindeki Yahudiler konumuna düşmesidir ki, buna izin verilmemelidir.

ZAMAN - DOÇ. DR. ÖZCAN HIDIR ROTTERDAM İSLAM ÜNİVERSİTESİ

YAYIN BİLGİLERİKategori Adı MakalelerTarih 2009-12-07
Şube ve Temsilcilerimiz
konya
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER Konya Şubesi
Adres: Şems-i Tebrizi Mahallesi Mazhar Babalık Sokak Adalet İşhanı Kat:1 No: 12 Daire 109 Karatay KONYA
E-posta: konya[a]mazlumder.org | Telefon: 0 332 353 36 37 | Faks: 0 332 353 36 37

Ziyaretçi Sayımız : 3530921

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari