Avrupa'nın çok kültürlülük imtihanı

Bu poster hedeflenen etkiyi yapmış olmalı ki Bern yakınlarında küçük bir kasabadan bir ev hanımı şöyle ifade ediyordu duygularını: "Eğer minareye izin verirsek, hepimize burka giydirecekler. Farkında olmadan şeriat gelecek ve kadınlar sokaklarda taşlanacak. Artık hiç bir şekilde İsviçreli olamayacağız." Müslüman kadınlanların zorla evlendirilmesi, dövülmesi gibi problemlerle mücadele eden feminist Julia Onken de "yasağa karşı çıkmanın devletin kadınların ezilmesini kabul etmesi anlamına geleceğini" savundu. (The Sunday Times, 29 Kasım 2009)

Bir kez daha kadınların bütün bir kültürü temsil ettiği bir sembolizmle karşı karşıyayız. Minareden daha öne geçen bir sembolizm söz konusu burada. Sadece afişte yer alan çarşaflı ve peçeli bir kadın figürünün böyle bir etki yapmış olmasını nasıl açıklamalıyız? Hem de İsviçre'de yaşayan Müslüman kadınların (Türkler, Boşnaklar ve Arnavutlar) çarşaf, peçe, burka gibi giysilerle örtünmedikleri, Avrupa'daki diğer ülkelerle karşılaştırıldığında entegrasyona en uyumlu nüfus oldukları dikkate alındığında...

Burka, başörtüsü peçe, nikap her ne adla kullanılırsa kullanılsın kadınların örtüsü Müslüman olmayan Avrupalılar için pek çok tehlikenin sembolü olarak görülüyor: Şehirlerde yükselen şiddet, uluslararası terör, Müslüman göçmenlerin entegre olmayı reddetmesi. Bu açıdan bakıldığında Fransa Devlet Başkanı Sarkozy'nin Fransa'da en fazla dört yüz yadını ilgilendiren bir uygulama olan burka ve nikabı yasaklama girişimi de aynı sembolizme yaslanıyor. Müslüman kadınların örtünmesi, Avrupa'nın İslam ve göçmenlerle ilgili politikalarının ifade edilmesinde merkezi bir rol oynuyor. Aynı zamanda ırkçılık ve yabancı düşmanlığının en ortada görünen hedefi.

MÜSLÜMAN KADIN ÜZERİNDEN 'YABANCI DÜŞMANLIĞI'

Zaten Fransa küreselleşme çağında karşılaştığı bütün problemleri başörtüsü üzerinden tartışıyor. Laiklik, demokratik vatandaşlık ve cumhuriyetçi eşitlikçilik geleneğinin nasıl devam ettirileceği de Fransa'da doğmuş üçüncü kuşak göçmenlerin çokkültürlülük baskısına nasıl mukavemet edileceği de hep başörtüsü üzerinden tartışılıyor. Irkçılık ve yabancı düşmanlığının sembolik hedefi de bu nedenle kadınların örtüsü oluyor. Yani pek çok siyasal ve toplumsal mesele Müslümanların kadınla ilgili "kültür"leri üzerinden ifade ediliyor.

Kültürün, yoğun siyasi çatışmalara sahne olan bir alana dönüşmesi, yaşadığımız dönemin en belirgin özelliklerinden. Günümüzde artık kültür, adeta kimliğin bir müteradifi olarak kullanılmaya başlandı ve bir kimlik belirleyici, farklılığı çizen bir sınır haline geldi. Müslüman kadınların örtünmesi de kültürü ve farkı belirleyen bir işaret olarak sembol savaşına dahil oldu. Çokkültürlülük üzerine ufuk açıcı çalışmaları olan Bhikhu Parekh, kültürlerarası çatışmaya en sık neden olan uygulamaların bir listesini verir. Bu listedeki on iki meseleden altısı Müslümanlarla ilgilidir. Bu altı maddeden hayvan boğazlama metodu hariç diğer beşi ise kadınların statüsüyle ilgilidir: örtünme, çok eşlilik, görücü usulüyle evlenme, kızların kız-erkek karışık spor ve yüzme derslerine katılmaması, kadınların toplumsal olarak aşağı statüde olması gibi.

Bu tespiti nasıl değerlendirmeliyiz? Bu ve benzeri tespitler, kültürel çatışmaları, hep kadın üzerinde yoğunlaşmış bir şekilde ortaya koymaktadır.Çünkü toplumlar ve kültürler, iletişime geçtiğinde ve kendilerini bir karşılaştırmaya tabi tuttuğunda, kadınların konumu ve cinsiyet, kültürlerin birbirlerini anlama çabalarında önemli bir yer işgal eder. Yani "kadınlar ve kadın bedeni, toplumların ahlaki düzenlerini inşa ettikleri sembolik ve kültürel zeminlerdir" (S. Benhabib). Bu sembolik önem sebebiyle, kültürler arası farklılıklar daha ziyade kadınlar üzerinden ortaya konulur.

Parekh'in listesi örneğinden devam edecek olursak, bu listenin belirlenişinde ve söz konusu çatışma alanlarının tespitinde belli bir izlek takip edildiğini görürüz. Çatışma alanlarının belirlenişinde, bir norm, bir de normdan sapma olarak görülen "kültürel" eğilimler söz konusudur. Norm olana evrensellik, farklı olana da kültürellik vasfı uygun görülmektedir. Norm olan, kız erkek karışık spor dersi yapmak, "kültürel farklılık" ise bu derslere katılmamak; norm olan örtünmemek, "kültürel farklılık" ise örtünmek vs. şeklinde ortaya konulmaktadır. Oysa post-kolonyal eleştiriden öğrendiğimiz bir husus var ki o da ötekini farklı, tikel ve normdan sapma olarak işaretleme, bizzat iktidarın ve dışlamanın bir sonucudur. Kimlik/kültür politikalarında bu norm belirleme ve sınır çizme, hep bir noktayı merkez addederek yapılır.

"Ezilmiş Müslüman kadın"ın yükselişi ve örtü meselesinin, Batılıların İslam anlatısının merkezine yerleşmesi, Avrupalıların İslam dünyasında sömürgeci güçler olarak yerleşmeleriyle doğrudan alakalıydı. Batılı anlatıda "ezilmiş Müslüman kadın" ve harem imgelerinin oluşumu, sadece kadının genelde imgeleştirilmesindeki problemlerin ötesinde Doğu-Batı ya da İslam Dünyası-Avrupa ilişkilerinin hegemonik yapısını da değerlendirmeye dahil etmeden açıklanamaz.

ÖTEKİLEŞTİRİCİ KÜLTÜREL MANTIK

Avrupa toplumunun globalleşmesinin arkasındaki kültürel mantık, "Öteki"nin dışsal düşman olarak yaratılmasıdır. 11 Eylül sonrası terörist Müslümanlar olarak kodlanan dışsal düşman, sömürgecilik dönemindeki "Vahşi Afrikalı", "barbar Türk" şeklinde tanımlanan dışsal düşmanların devamı niteliğindedir. Bu çatışma ve düşmanlaştırma ameliyesinde ve ötekileştirici kültürel mantık içinde, konjonktürel olarak değişiklik arzeden "ezilen" Müslüman kadın imgesi de çok önemli ve merkezi bir konuma sahiptir.

Müslüman kadınlar ya kurtarılması gereken kurbanlar olarak; "Batılının yapışkan hayırseverliği"nin muhatabı pasif nesneler olarak karşımıza çıkarılıyor. Ya da geri, baskıcı, fundamentalist ve 11 Eylül sonrasında ilave edildiği üzere yıkıcı bir dünya görüşünün sembolü olarak, kendilerinden kurtulunması gereken "yıkıcı öteki" olarak temsil ediliyorlar. Ve "Medeniyetler çatışması" tezinden mülhem, kültürel çatışma kavramı çerçevesine hapsediliyorlar. 11 Eylül tecrübesi, 2004 Madrid, 2005 Londra patlamaları gibi olaylar, Avrupa'daki bu çok kültürlülük ve farklılık politikalarının sorgulanmasına yol açtı. Müslümanların varlığı liberal demokrasinin ilke, değer ve normlarına bir tehdit olarak yorumlanmaya başlandı. Bu nedenle de mesela Hollanda hükümeti, etnik ve dini azınlıklara kültürel otonomi veren politikalarında geri adımlar attı. İtalya'da açıkta namaz yasaklandı. Son olarak İsviçre'de minare yapımı yasaklandı. Brüksel başta olmak üzere bütün Avrupa'da "Avrupa'nın İslamlaştırılmasına hayır" eylemleri etkinliğini artırıyor.

Asimilasyonist ve entegrasyonist Fransız modelinin de çokkültürcü İngiliz ve Hollanda modelinin de önce içlerindeki Müslüman topluluklara vermek istedikleri yeri tespit etmeleri ve tüm süreci bu yerin ışığında yeniden değerlendirmeleri gerekiyor. Çünkü bu modeller günümüzde "islam tehdidi" şeklindeki algı tarafından yeniden şekillendiriliyor.

Başörtüsü ve minare gibi semboller üzerinden yapılan tartışma şunu gösteriyor: Bir taraftan Avrupa'nın kendisini kamusal olarak çok kültürlü, çoğulcu bir yapıda idrak etme kapasitesi sınanıyor. Diğer taraftan Müslümanların kendilerini Avrupa tuvaline yansıtma kapasiteleri ve tarzları da sınanıyor. Ama bu yasaklar gösteriyor ki Avrupa'nın vereceği sınav, Müslümanlara nazaran daha çok çaba gerektiriyor.

Kaynak:ZAMAN-NAZİFE ŞİŞMAN SOSYOLOG

YAYIN BİLGİLERİKategori Adı MakalelerTarih 2009-12-07
Şube ve Temsilcilerimiz
konya
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER Konya Şubesi
Adres: Şems-i Tebrizi Mahallesi Mazhar Babalık Sokak Adalet İşhanı Kat:1 No: 12 Daire 109 Karatay KONYA
E-posta: konya[a]mazlumder.org | Telefon: 0 332 353 36 37 | Faks: 0 332 353 36 37

Ziyaretçi Sayımız : 3530917

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari