Mazlumder Konya Şubesinde Doç.Dr. Kamil Güneş tarafından "İman ve Yorum" konulu seminer verildi.

.

Mazlumder Konya Şubesinde Doç.Dr. Kamil Güneş tarafından "İman ve Yorum" konulu seminer verildi. Seminerde, İslami düşüncenin gelişim sürecindeki tarihi referanslarını ve bu referansların önder şahsiyetlerinden de bahseden Güneş, ihtilaf noktalarını da zikrederek, ihtilafların esasen itikadi olmadığını siyasi ya da uygulamaya yönelik olduğunu belirtti. ...

 

Haberini okuduğunuz seminer konusunun geniş bir özetini okuyabilirsiniz.. 

 

İSLAM TARİHİNDE MEZHEPLERİN ÇIKIŞ SEBEPLERİ

Müslümanlar arasında mezheplerin çıkışı etkileyen başlıca sebepler şunlardır:

 

1- İnsanların anlayış ve idrak seviyelerinin farklı oluşu, arzu ve isteklerinin uyuşmazlığı.

2- Metod ve ölçülerin farklı oluşu Mesala; Mu’ tezile aklı esas almış ve nakli buna tabi kılmış,

Ehl-i Sünnet nakli esas almış ve aklı bunu destekleyici mahiyet de kullanmış, İslam filozoflarısadece aklı esas almışlardır.

3- Arab ırkçılığı. Hz Peygamber zamanında ortadan kalkan Hz. Osman hilafetinin son

Yıllarında yeniden açık bir şekilde ortaya çıkarak anlaşmazlıklar üzerinde etkili oldu.

4- Hilafet münakaşaları ve bunun neticesinde ortaya çıkan fitne ve iç savaşlar. Bu

Savaşlarda Müslümanlardan ölenlerin ve öldürülenlerin durumu, öldürme (katl) büyük günah

İşleyenlerin (mürtekib-i kebirenin) durumu meselesi, büyük günaf işleyenin kâfir olup olmaması, kader, cebir ve kulun iradesi meselesi, bu iç savaşlarda kaderin rolü, gibi meseleler Müslümanlar arasında farklı görüşlerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

5- Karşılaşılan eski kültür ve inaçların etkisi. Fethedilen ülkelerin değişik kültür ve dinlere mensup halkının bir kısmı samimi olarak ve bir kısmı da zahiren Müslüman olmuşlardı. Bunlar eski din ve inanışlarının etkileri altında cebir, ihtiyar, Allah’ın sıfatları hakkında fikirlerini ortaya koymuşlar ve bir kısım Müslümanları da tesirleri altına almışlardı. Selef âlimlerinin bunlara cevap vermekte yetersiz kalması sebebiyle Mutezile mezhebi ortaya çıktı. Bu mezhebin salikleri de akaide akla önem veren bir metod geliştirmişlerdi.

6- Eski Yunan, Hind ve İran felsefesi n Arapcaya tercüme edilmesi. Eski felsefenin pek çok hükümleri İslam akaidi ile uyuşmuyordu. Bazı Müslümanlar İslam Akaidi felsefenin tesiri altında kalarak mütalaa etmişler ve çeşitli görüş ayrılıklarına sebep olmuşlardır. Mutezile, felsefe ile meşgul olmuş, İslam akaidini açıklamada felsefi metodları uygulamışlardır.

7- Bir takım kıssacı ve hikâyeciler, İslamla uyuşmayan asılsız hikâyeleri nakletmişler ve Müslümanlar arasında yaymışlardır. İsrailiyat denilen ve İslamla bağdaşmayan bu hikâyeler Tefsirlere ve İslam tarihlerine girmiş ve bu da Müslümanlar arasında itilaflara yol açmıştır.

8- İslam’ın tanıdığı fikir hürriyeti. Hicri I.Asrın sonlarından itibaren herkes istediği gibi düşünür ve görüşünü söylerdi. Açıkça zarurat-ı diniyeden birini veya bir kaçını inkâr etmek hâriç, fikirler ve kanââtler üzerinde baskı yoktu. İlim adamları ortaya atılan üzerinde delilleriyle birlikte hakikati arar, fikir ve kanaâtini serbestçe beyan ederdi.

9- Nasstların karakteri. Kuranda muhkem ve müteşahih ayetlerin bulunması. Müteşahib nasların belirlenmesi ve bunların tesrif ve te’villeri ihtilafı ihtilafa yol açmıştır.

10- Hadislerin, zabt edilme ve senedi konusunda konulan şartlar sebebiyle sahih, hasen ve zayıf kısımlarına ayrılması, zayıf hadisle amel edilip edilemeyeceği de ihtilaflara yol açmıştır.

11- Arapçanın gramer belagâtını bütün incelikleriyle bilememek. İslam’ın maksadını anlamamak, hüküm çıkarırken cehalet sebebiyle Kur-an’ın bütünlüğüne riayet edememek.

12- Heva ve nefse uymak, arzulara tabi olarak delilsiz hüküm vermek, başkalarına delilsiz taklit etmek.

13- Örf ve adetlerin değişik olması da mezheplerin çıkış sebeplerinden birisidir.

Yukarıda sayılan tüm bu maddeler mezheplerin ortaya çıkış sebeplerinden bazılarıdır.

İnsanlar bilmedikleri konularda hüküm vermeyi adet haline getirdikleri günümüzde, büyük mezhep âlimlerinin Kuran-ı Kerim’i, sünneti ve sahabenin yapmış olduğu içtihatları inceleyip fetva çıkarılabilmesi aslında bizim için bir rahmettir.

 

GİRİŞ

1- İslam’ da dört büyük kelamı fırkadan sözetmek mümkündür; Kaderiyye (Mu'tezile), Sıfatiyye (Ehl-i Sünnet), Havaric ve Şia

2- Müslümanların ihtilafları neticede dini ve şer’i açıdan iyi karşılanmazken ve çokları tarafından

Sevilmezken bekli de bundan dolayı kelam ilminden kaçılırken diğer yandan Kur-an ‘ ın zemmettiği alan içine girmeksizin düşünceye bir çok yeni kapılar açması bakımından iyi görmekte mümkündür. Dinin hakikatı tek de olsa fırkaların bakışları değişik değişiktir. Bunu İslam düşüncesinin verimliliği olarak görmek daha uygundur.

3- Zira asıllarda ki birliğe rağmen fikri ve nazari ihtilaf kaçınılmazdır. Gerçekte kullanılan yöntem ve varılan sonuç itibari ile farklılık kendi başına kötü değildir.Anlaşmazlık , taassup , mantıksız eğilim , gruplaşma ve duyguları işin içine girmesi , kendi yönetimine ıslah yerine karşıya iftira etme ve töhmet altında bırakma yanlıştır.

4- Her fırkanın birbirinden ve bir yönüyle bizzat asıldan uzaklaşması anlamına gelen ihtilaf, içerdiği mücadele ve çekişmeye çağrı, taassup ve gruplaşma, düşmanlık ve kötü duygular besleme, her bir ferdin kendi grubu adina taassubunun gün geçtikçe koyulaşması, hatta çekişmelerin artırılmasının grup tehine bağlılığı artırıcı bir unsur olarak kullanılması gönüllerin ayrı düşmesi, ayrılıkların pekişmesi ve ümmet arasında onulmaz kavgaların baş göstermesi gibi yönleriyle tasvip edilecek bir olgu değildir.

6- Bununla birlikte ihtilafların dini kuşkuların gidermeye çalışmak ve İslam birliğini sağlamak için yumuşaklık ile katılık arasında ki farklılıkların kabulünü sınırlı bir şekilde sağlamak gibi temel bir işlevi de vardır.6- Esasen ekollerin doğuşunda ve farklılaşmasında, insan düşüncesine ve insanların düşüncelerine zincir vurmanın imkânsızlığını göz ardı etmemek gerekmektedir. Zira problem olan her yerde mutlaka düşünen ve o problemleri çözmeye çalışan insanlar olacaktır.

7- Dolayısıyla hiçbir çözüm üretilmeden beklemek ve karşıdakilerin, bu taraftaki insanı olduğu gibi kabul edivermelerini beklemek insanın tabiatına da uymamaktadır.

İhtilaf Analizi

1- ihtilaflar, islam düşüncesinin gelişmesinde, çeşitli tarih evreleri içinde Müslüman toplumun gelişiminde akli yöntem, pratik kulanım fonksiyonellik açısından önemli bir rol oynamıştır. İhtilaflar ayrılıkçı fırkalara karşı ümmetin koruyucusudur. Bunun için pratik konumuyla birlikte ideolojik bakımdan daha önemlidir. İhtilafların bir bakıma “sakinleştirici “ etkisi Müslümanların birliğini sağlamada inkâr edilmez rol oynamıştır. Dolayısıyla ihtilaflarını, mutlak anlamda islamdan bir sapma değil, karşılaştığı bir modern dünyada varlığını güçlü bir şekilde sürdürme, oraya girmek için bir fırsat ve toplumun fikri bakımdan filizlenmesi olarak görmek mümkündür.

2- Mezhep olgusu, insan üzerinde varlığı bilinmeyen sınırlara kadar az sayıda ki soysal olaylardan biridir. Her mezhep bir çığın başlangıcı gibi küçükbaşlar. Başlangıçta şartların özel bir durum içine girdiği tamamen normal bir insan grubu ile sınırlıdır. Mezhep, orijinal bir topluluk olarak bilinçlendikten sonra doktrinine, sosyal statüsüne, çevresine göre değişen ilerleme seyri takip etmektedir. Bununla birlikte asıl karakteri izleyicileri ve benimseyenleri ortaya çıktıkça kendini gösteren bir yapı arz etmektedir.

3-  Dini, mezhepler şeklinde teşkilatlandırma da rol oynayan bazı faktörler vardır. Sağlam bir dini geleneğe duyulan ihtiyaç, kitlelerin farkı yapı ve yönenişlerin den kaynaklanan durumlar bunlardan bazısıdır. Kişilerin farklı dini ve yönelim ve ihtiyaçları değişik dindarlık şekillerine ve mezhep farklılıklarına yol açmaktadır. Bir mezhebin usulünü izlemek ya da benimsemek “mezhepçi” olmayı getirmemektedir. Dini grup ve cemaatlerin bir birleriyle ilişkileri çerçevesinde dini mutlakçılık, tekelcilik, müsamahasızlık, fanatizm, rekabet, çatışma gibi olumsuz; çoğulculuk, hoşgörü kültürel zenginlik gibi olumlu tavırlar gözlemlenmektedir.

4- Farklı yerlerde duruşu ifade eden ihtilaf, usulüddinde cereyan ettiği zaman tehlikeli görülmüş ve benimsenmemiştir. Sahabenin ihtilafları dinin, olmazsa olmaz konularından değil, fer’i konularda olmuş, birbirlerinden teberriyi (ayrı duruşu) gerektirmemiştir. Fakihlerin, daha doğrusu dulunduğunda mezhebinin o olduğunu söylemeleri ve başka doğrulara açık olmaları bunu göstergesidir. Nitekim Hz.Peygamberin amelde ictihadı teşvik etmesi de bu hususu desteklemektedir.

5- Her ekolün kendini merkeze almasına karşın gerçekte Ehl-i sünnet Ya da ehl-i hadis, belli bir grup Ya da hizbin adı değildir. Ehl-i Sünnet geleneğe ve ümmetin parçalanmamasına önem veren bir ekoldür, tartışılan konuları veya nassları anlama ve açıklama biçimlerinden birinin adıdır. Hz.Peygamber ile sahabenin yolunu ve bu yolu izleyenlerin adını temsil eden bu kavram, temelinde her hangi ayrı bir grubu ifade etmemektedir. Bu yapıda, sonradan Ehl-i Sünnet adıyla ifade edilen Eş'ariyye ve Matüridiyye ekollerinin ilgilendikleri konuların ve izlendikleri yöntemlerin kabul görmediği belirtilmektedir.

6- Hz.Peygamberden snra birbirini suçlayan İslam fırkaları ortaya çıksada İslam, bu fırkaları kuşatışı yapının adıdır ve hepsini içine almaktadır. İslâmi ekollerin farklılaşma sebepleri incelenirken genellikle iç ve dış etkenlerin varlığından söz edilmektedir. Değişik sebepleri bu sınıflandırmanın içinde incelemek hem gerçekçidir, hem de kuşatıcıdır.

 

A.İÇ ETKENLER

1-  Vahyin kelimesi / ilk ihtilaflar, imamet-hilafet, kabr-i nebinin yeri, Usame ordusu, Kur-an’ın cemi, zekât vermeyenlerle savaş.

2- Siyasal ve sosyal nedenler, Cemel, Sıffın: Mürtekibi kebire, imanın mahiyeti, kader, Allah’ın sıfatları, Halkul Kur-an ,(hariciler-mürcie-mutezile-ehlisünnet),Şia, siyasetten dine doğru ihtilaf.

3- Karşı tepki, haricilik-mürcie;mutezili esasların diğer mezheblerle yaptı tartışmalar neticesinde ortaya çıktığını söylemek yanlış değildir;tevhid görüşü mücessime ve müşebbihe ye;adalet cehmiye(cebriye);Va’d ve vaîd mürcie’ye;el-menzile beynel menzileteyn hem mürciye hem haricilere bir cevap vermek üzere ortaya çıkmıştır.Mutezile,mürcie ile hariciler arasında uzlaşmacı bir yerdedir.

4- Kur-ân’ın dinsel yapısı ve dilin farklı yorumlanması, muhkim ve müteşâbih olarak vasfedilme farklılığı, mecaz ve hazifler, karine ihtiyacı duyulan yerlerde tek yada birçok karinenin gerekmesi, karinelerin açıklık yada kapalılıkları ihtilâfların dinsel boyutunun gösytergeleridir.

5-  Anlama algılama düzeyi farklılığı.

6-  Düşüncede serbestlik.

7- Fetihlerden sonra ortalık sakinleşmiş, dini hususlarda düşünme ve felsefe yapılmaya başlanmıştır. Esasen bu seyir, vakada tüm dinler için geçerlidir; önce felsefesiz ve araştırmasız inanç ve tasdik dönemi vardır, sonrada araştırma akıl yürütme ve dini konularda felsefi ve entellektüel yönelimler dönemi başlamaktadır.

 

B.DIŞ ETKENLER

1-  Açık delillerle ve bir bağlantı vasıtasıyla doğruluğu kanıtlanmadıkça hiç bir yabancı tesir kesin olarak tespit edilemez. İnsanlar arasında yayılan fikirlerin ilk kaynaklarına ve nedenlerine ulaşmak çok zordur. Bu konuda ancak bir takım sezgi ve tahminlerde bulunulur. Bu tahmine göre yabancı unsurların Müslüman düşünürlere sirayet etmiş ve onları bir şekilde etkilemiş olması mümkündür.

2-  Yahudi, Hristiyan, Maniehist, Zerdüşt, Bırahman, Sabii,Dehri3. Tercümeler ve yunan kültürü

 

FARKLI YORUMLAMA NEDENLERİ

1-  Batalyevsi (521/1127),görüşlerin birbirinden ayrılma nedenleri üzerinde durduğu eserinde sekiz durumdan söz etmektedir:1-Lafz ve manalarda müstereklik,2-Hakikat ve mecâz,3-Terkip halinde olma veya olmama durumu,4-Umûm ve husûs, 5-Rivayet ve nakil,6-Nass olmayan yerde yapılan içtihatlar,7-Dilde ya da teşride olabilirlik ve genişlik konusu.

2- Temelde içerikolarak bu maddelerle bağlantılı olmakla birlikte bu çalışmanın alanına yoğunlukla girecek ana başlıkları şöyle sıralamamız mümkündür: 1-Düşünce usûlünün önceden belirlenmesi ve mezhebi önyargılar,2-Bağlamı ve Kur’ân’ın bütünlüğünü gözetmeme,3-Nassın farklı yorumlara izin veren yapısı,4-Mezheplerin farklı hususları merkeze alması vebakış acısı farklılığı.

3-  Nassın yapısı / Farklı Yoruma Açık olması

4- Kur’âni nass, gerek şeriat ve akide olarak vaz’ettiği şeyler, gerek hidayet ve doğruluğa eriştirmesi bakımından birtakım hüküm ve kaideleri, kendine, ait dini bir terminolojiye, İslam dışı unsurlarla kendine has mücadele yöntemini içermekle birlikte anlamı, tek bir bakış açısına ya da mezhebe indirgenmeyecek bir nitelik taşımaktadır. Zira o, işkali okuyuşuyla gerçekleşen soru sorunlar oranında cevaplar vermektedir, kendinde bulunan özellikleri ihtilâfların kaynağını oluşturmaktadır. Gercekte Kur’an nassının farklı anlam vecihleri vardır, farklı anlama seviyesine konu olacakalanları vardır, muhkem, müteşabih, hakikat,mecaz, zahir, batın gibi alanlar farklı alama seviyelerinin ve delil yollarının varlığını göstermektir. Öte yandan kelâmın delalet ettiği anlam ağının genişliğinden dolayı anlam da çeşitlenmektedir. Akıl yürütme ve araştırma alanlarının farklılığı da Kur’an nassının farklı yorumlanmasını getirmiştir.

5-  Kur’âni lafızlarının 1- bazısı kolayca anlaşılabilir niteliktedir, içine aldığı tüm anlamları açık yönden olarak ifade etmekte kendi kendine yetmektedir.2-ayrıca anlamı açıkca ifade etmekte bir yeterli, bir yönden yetersiz olanları vardır. Bunlar bir yönden bilinen şeyler iken, bazı sorular sorulduğunda bilinmeyen lafızlardır.3Nassların diğer bir kısmıda, farklı manalara iftimalli olduğundan nlaşılması için başka delillere ihtiyacç hissettirmektedir. Kelimenin dilde vaz olunanan anlamı dışında kullandığı mecaz anlamlar bu türdendir. Bu ayetlerin anlaşılması ve murad’ı ilahinin bilinmesiiçin akli ya da nakli delillere ve karinenelere ihtiyaç vardır. Bunların ikinci ve üçücü kısımların ilim ehlince bilinebileceği açıktır.

6-  Nassları anlama ve yorumlamadaki ihtilâflardaki muhkem ve müteşabihin tanımına kadar, hangi ayetlerin bu isimler altına girecğinde ihtilafedilmiştir. Kur’ân’da ne muhkem ne muteşabihin tanımı vardır ne de hangi ayetlerin bu isimler altına girdiği bilgisi vardır. Bunun en açık misallerinden biri kulların fiilleri konusunda gecen iki ayetdir. Mu’tezili yaklaşım dileyen iman etsin ayetini muhkem; Allah dilemedikçe siz asla dileyemezsiniz ayetini müteşabih kabul ederken Sünni yaklaşım tam tersinden haraket etmektedir.

7- Esasen, lafız- mana ilişkisinde bahsekonuolan muhkem- müteşâbih meselesi anlama ile ilgili olup, Allah’aidiyetinden tüm Kur’an’da muhkemdir. Dolayısıyla Kur’ân’da, bazet zatta bazen sıfatlarda teşbihi çağrıştıran ayetler vardır. Ancak birçok ayetde Allah Teâlâ’nın vasfı açık bir şekilde anlatılmatadır. Buanlatım Allah’ıyaratıklara benzemekten nefiy ve tenzih eden anlatımdır. Selef tenzih ayetlerinin çokluğu ve delaletlerinin açıklığından dolayı teşbihin imkânsızlığını kabul etmiştir. Ayetlerin Allah’tan olduğunu ve te’vilsiz imanı benimsemişlerdir.

8- Buna karşılık Fahretdin Râzi, akli yaklaşımın sonucu olarak anlaşılmayan kitapla tedebbür istenmiş olamayacağı, Kur’ân’dageçen istihbâtın ancak bir takım manalarıiyice bilmekten sonra gerçekleşeçeği, bilinmeyen ve anlaşılmayan kitabın hidayete eriştiremeceği,Kur’ân’ın mübih oluşunun anlamının bilindiği gösterdiği,anlaşılmayan şeyin abes (boşuna) olacağı, anlamı bilinmeyen kelâmla meydan okumanın gercekleşmeyeceği gibi gerekçeler Kur’ân’daanlamı bilinmeyen ayetin olmadığını söylemektedir.Bu konuda Kâdî Abdulcebbâr da Razî gibi düşünmektedir.

 

Aşırı Yorum

1- Metnin kesin bir anlamının olmadığını söylemek kesin doğru olmadığı gibi birçok manaya ihtimali olmakla birlikte her anlamı içerdiği söylemekte yanlış.”Aşırı Yorumu” aşırı yemek gibi değerlendirmek mümkündür. Yerinde yeme yada yerinde yorumlama vardır, ancak bazı insanlar durmaları gereken noktada durmazlar, aşırı sonuçlara varıncaya kadar yorumlamayı sürdürürler.

2- Kur’ân’ı anlarken kişilerin bilgi birikimi ne ise o oranda anlamanın mümkün olacağı gerçeği ile Kur’ân’ın muhataplarının kendi dünya ve çıkarlarını, konjöktürlerini merkeze alarak onu sadece yararlanılan bir meta haline getirme yanlışlığını birbirine karıştırmamak gerekmektedir.

3- Bilgiyi kötüye kullanma, cehalet, taassup, aşırı şüphecilik de yanlış yorumlara ve saptırıcı amellere yol açmaktadır. Nassların yorumunda keyfilikten kaçınmak gerekmektedir.

4- 1-Her şeyden önce delil varken delil olmayan bir şeye sarılmak yanlıştır, bu ise ya cehaletden veya taklitden kaynaklanmaktadır. Her iki durumda tehlikelidir.2- Delâlet konusunda isabet olmasına rağmen del’alet yönünü bilmemek ve yönden uzaklaşmak hatadır, çünkü delâletde önemli olan delâlete konu olan yön ise oyönü bilip kullanmaktır. 3-Delil doğrudur, delâlet yönü de tamamdır ama delâlet yönünün bir takım şartları varken onu mutlak olarak onu değerlendirmek ve ilgili şartlarıgöz ardı etmek düşünülen yanlışlardandır. Zira bu durum delaletin medlûlune eklemeler yapma, kabul etmemesi gereken hususları kabul etmeme anlamına gelmektedir. Ancak bu ilke farklı bakış açılarından farklı şekillerde yorumlanabilmektedir.4-Bir önceki kaidenin aksine olarak delâletin mutlak olmasına rağmen onun bir takım şartlarla bağlı olduğu zannedilmesi delâlet mutlak olmasına rağmen onun bir takım şartlarla bağlı olduğu zannedilmesi delâlet konusunda düşülen yanlışlardandır. 5-Delâletinbirden fazla şartları var iken onun tek bir şartının olduğunu sanmak yada tek bir şartı varken birçok şartının bulunduğunu sanmakta yanlış anlama ve çıkarsımayı getiren hususlardandır.

5-  Delil getirecek ve yorum yapacak kişinin aklının tam, iyiyi kötüyü ayırt edecek kabiliyatde olması ve delilin elde edilişini, delil oluşunu, medlûlu ile ilgili (delâlet yönü) bilmesi gerekmektedir. Yapılabilecek yanlışlar ilmegötürmeyen ve şüphe izr eden bir şey üzerinde nazar etmekten kaynaklandığı gibi delile bakış ve ele alıştaki hatalardan da kaynaklanmaktadır. Gazzâli’nin de dediği gibi delilleri farklı konuma oturmak ve farklı merkeze almalar, ya da bazı kimselerin burhan bütününü anlamaktaki eksiklerinden kaynaklanmaktadır veya nazar konu sundaki mizac ve tabiatların farklılığıdan kaynaklanmaktadır.

6- Kur’ân’ı anlamaya ya da delil getirmeye çalışırken bazı ifadeleri seçerek metinden soyutlamak veparçacı yaklaşmak, ayetleri kuşatan tarihsel ve toplumsal şartları göz önünde bulundurmamak; sebeb-i nüzûlü dikkate almamak; daima zâhiri anlamı öne çıkararak mecaz, kinaye,teşbih, teşvik ve tazhir gibi üslûp özelliklerini dikkate almamak;metnin bağlamını göz önünde bulundurmamak sonuçta yanlış anlama ve yorumları yada aşırı yorumu beraberinde getirmektedir. Mana bütünlüğü sağlamada nassın bağlamının değerlendirilmemesi, ayet içinde ilişki, ayetler arası ilişki ve farklı sureler ve konularla bağlantıların göz önünde bulundurulmaması yanlışa götüren parçacı yaklaşım türüne girmektedir.

7-  Sözlü ya da yazılı ifadeyi yanlış/aşırı yorumlama, anlamaya/yorumlamaya çalışan açısından değerlendirildiğinde içe dönük ve dışarıdan kaynaklanan nedenlerlede ilgilidir.Subjektif nadenler olarak bilgi eksikliği, karışık muhakeme, yanıltma isteği, önyargı, ihtiras egoyu koruma gayreti, duyuların yanıltması, vehim, iradenin gösterdiği yanlış yön, biyolojik- psikolojik rahatsızlıklar, kafaya takma, gevşeklik, aceleçicilik, bama kalıp sözler, bir yerde bir şeye karşı oluşan tepkinin başka yerdebaşka şeylere yansıtılması, bir anlayışla bir kişiyi özleştirme, başkaları ve onlarıa ait düşüncelerle yanlış ileti kurma gibi hususları zikretmek mümkündür. Dışarıdan kaynaklanan (hâricî) nedenler olarak ise yanlış eğitim, bazı otoritelere bağlılık, bazıyanlış örf, adet ve düşünceleri sürdürm grupçuluk, taassup, toplumda konuşulan dilin yapısı, taklit ve genel anlayışa göre hüküm vermeyle çocukluk ve yetişkinlik çağında alınan eğitimi zikredebiliriz.

 

YORUMDA YÖNTEM VE YAKLAŞIMLAR

Nassların yorumu hususunda

  1. Nasslara aşırı bağlı, zâhiri sürekli öne çıkaranlar,
  2. Akliilkelerini sürekli öne alarak nassları, nasları, bu ilkeleriyle uyum arz etmesi bakımından gerektiğinde te’vilden çekinmeyenler ve
  3. Aşırı nassçılık ile aşırı akılcılık arasında dengeli yorumda bulunanlar olmak üzere üçlü bir tasniften söz etmek mümkündür.

1. Litteralist(nassçı, Harfi, Zâhiri) Yaklaşım, selefiler, Ahmed. B. Hanbel

2. Rasyonalist (Akılcı, Te’vilci, Yorumcuı) Yaklaşım, Beni Kurayzada ikindi namazı hadisi

3. İmtizâcî (Bütünleştirici/ Mu’tedil) Yaklaşım, Ehl’i sünnet

 

        Nassların zahirinde te’vile gidip gitmemede iki yaklaşım vardır. 1- Normal halkın yapacağı âlimlere ve nassın o haline olduğu gibi iktiba etmek ve zahirleri değiştirmekten uzak durmak. D Doğrudan soru sormamalı, bu konularda konuşmamalıdır. Gazzâli, İmam Malik’in tavrını bu anlama yönlendirme şeklinde yorumlamaktadır. 2. Akli hükümde ve tevilde bulunacakların güçleri nisbetinde olayı araştırmaları gerekir. Ancak kesin burhana sahip olunduğunda zahir terk edilmelidir. Farklı burhan sahiplerinin birbirlerini tekfir etmemeleri gerekir.

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Seminer & Panel & KonferansTarih 2012-06-07
Okunma Sayısı : 1155
Şube ve Temsilcilerimiz
konya
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER Konya Şubesi
Adres: Şems-i Tebrizi Mahallesi Mazhar Babalık Sokak Adalet İşhanı Kat:1 No: 12 Daire 109 Karatay KONYA
E-posta: konya[a]mazlumder.org | Telefon: 0 332 353 36 37 | Faks: 0 332 353 36 37

Ziyaretçi Sayımız : 3566042

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari