HENDEKLERİN OLUŞTURDUĞU MAĞDURİYET SON BULSUN

Uzun yıllarıdır Türkiye’nin kanayan yarası olan ve on binlerce insanın hayatına mal olan Kürt meselesinin çözümü için 2012 yılında başlatılan “çözüm süreci” akan kanın durdurulması için bir umut olmuştu. Bu umut, PKK’nın Ceylanpınar’da iki polis memurunu evlerinde ve uyurken katletmesinden sonra yerini çatışmalara bıraktı. Çatışmaların başlamasından sonra beklenen barış ve özlenen gelecek PKK ve ona bağlı silahlı terör gruplarının kazdığı hendeklere gömülmüş oldu. Devam eden bu çatışmalar, sivillerin insanca yaşam haklarını çiğneyen, hayatı yaşanmaz kılan kirli bir savaşa dönüşmüş durumdadır.

“Öz Yönetim" iddiası çerçevesinde uygulamaya konulan ve "hendek siyaseti" olarak ifade edilen şiddete dayalı eylem biçimi, kamu güvenliğini sağlamak ve egemenlik haklarını korumak zorunda olan devletin müdahalesine sebep olmuştur.  Güvenlik güçlerinin de bu eylem biçimine müdahale ederken  çatışmaya taraf olmamış sivil vatandaşların haklarını gerektiği gibi gözetmediğine ilişkin iddialar gündeme gelmektedir. Bu durum, bölge halkını derin bir şiddet sarmalının içine hapsetmektedir. Çatışmaların yoğunlaştığı ve operasyonlardan dolayı sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerde on binlerce insan, evlerini terk etmek zorunda kalmış ve vatandaşı olduğu ülkesinde göçmen durumuna düşmüştür.

Evlerini terk etmeyen ya da edemeyen on binlerce sivil, hem can ve mal güvenliği riski yaşamakta hem de temel ihtiyaçlarını karşılama zorluğu çekmektedir. Döşenen tuzaklı patlayıcılar ve mayınlar halk için büyük hayati tehlike arz etmektedir.

Sağlık, eğitim, ibadet ve itfaiye gibi hizmetler, kazılan hendekler ve süren çatışmalar dolayısıyla yoğun olarak aksamakta,  en insani hizmetler bile karşılanamamaktadır.

Şehir merkezlerinde süren çatışmalar, ihtiyaçlarını temin için dışarı çıkmak zorunda olan sivilleri kurşunların hedefi haline getirmektedir. Her türlü ateşli silahın tehdidi altında yaşayan insanlar, evlerine hapsolmuş bir şekilde aç kalmak ile canını tehlikeye atarak dışarı çıkmak arasında tercih yapma durumunda kalmaktadır.

İnsanlar çatışmaların devam edeceği korkusu ve yaşam alanlarında oluşan tahribat dolayısıyla ilk fırsatta evlerini ve yurtlarını terk ederek kontrolsüz şekilde göç etmektedir. Bu göç, özellikle ekonomik imkânsızlık içerisinde olan aileler yönünden ciddi yaralar açmaktadır. Yine göç etmek isteyen ailelerin PKK ve ona bağlı silahlı terör grupları tarafından silah zoruyla engellenmeye çalışıldığı ve evlerinin yakılacağı yönünde örgütün tehditlerine maruz kaldığı bölgede yaşayan insanlar tarafından dile getirilmektedir. Bu asla kabul edilemez bir durumdur.

Devletin bu mağduriyetleri giderme noktasında etkin bir mekanizma geliştirmesi zorunludur. Suçluların cezalandırılması en hızlı, etkin ve adil bir şekilde yapılmalıdır. Sivil halkın temel insan hakları korunmalı, mağduriyetler en aza indirilerek mücadele yürütülmeli ve kısa süre içerisinde sokağa çıkma yasaklarının olmayacağı ortamlar sağlanmalıdır.

MAZLUMDER olarak kimden kaynaklanırsa kaynaklansın sivil insanların yaşam hakkını hiçe sayan bütün zalimce uygulamaları şiddetle kınıyoruz. Güvenlik güçlerine, hendek kazan, barikat kuran, yaşam alanlarını insanlar için yaşanmaz hale getirenler ile masum sivil halkı daha dikkatli bir şekilde ayırması gerektiğini hatırlatıyoruz. 

Bu çerçevede;

PKK ve ona bağlı grupları silahları bırakmaya, Devleti, güvenlik eksenli politikaların tek başına bir çözüm üretemeyeceği bilgisinden hareketle, adil bir barışı esas alan özgürlükçü politikalara ağırlık vermeye ve çözüm sürecini geçmişteki hatalardan ders çıkarıp Kürt halkının tamamını muhatap alarak şeffaf bir şekilde tekrar başlatmaya, kamuoyunu da, barış dili ve umuduna sahip çıkmaya, hak ihlallerine ise tam bir birlik hali içerisinde kimden gelirse gelsin tavır koymaya davet ediyoruz.

Uzun yıllarıdır Türkiye’nin kanayan yarası olan ve on binlerce insanın hayatına mal olan Kürt meselesinin çözümü için 2012 yılında başlatılan “çözüm süreci” akan kanın durdurulması için bir umut olmuştu. Bu umut, PKK’nın Ceylanpınar’da iki polis memurunu evlerinde ve uyurken katletmesinden sonra yerini çatışmalara bıraktı. Çatışmaların başlamasından sonra beklenen barış ve özlenen gelecek PKK ve ona bağlı silahlı terör gruplarının kazdığı hendeklere gömülmüş oldu. Devam eden bu çatışmalar, sivillerin insanca yaşam haklarını çiğneyen, hayatı yaşanmaz kılan kirli bir savaşa dönüşmüş durumdadır.

“Öz Yönetim" iddiası çerçevesinde uygulamaya konulan ve "hendek siyaseti" olarak ifade edilen şiddete dayalı eylem biçimi, kamu güvenliğini sağlamak ve egemenlik haklarını korumak zorunda olan devletin müdahalesine sebep olmuştur.  Güvenlik güçlerinin de bu eylem biçimine müdahale ederken  çatışmaya taraf olmamış sivil vatandaşların haklarını gerektiği gibi gözetmediğine ilişkin iddialar gündeme gelmektedir. Bu durum, bölge halkını derin bir şiddet sarmalının içine hapsetmektedir. Çatışmaların yoğunlaştığı ve operasyonlardan dolayı sokağa çıkma yasağı ilan edilen bölgelerde on binlerce insan, evlerini terk etmek zorunda kalmış ve vatandaşı olduğu ülkesinde göçmen durumuna düşmüştür.

Evlerini terk etmeyen ya da edemeyen on binlerce sivil, hem can ve mal güvenliği riski yaşamakta hem de temel ihtiyaçlarını karşılama zorluğu çekmektedir. Döşenen tuzaklı patlayıcılar ve mayınlar halk için büyük hayati tehlike arz etmektedir.

Sağlık, eğitim, ibadet ve itfaiye gibi hizmetler, kazılan hendekler ve süren çatışmalar dolayısıyla yoğun olarak aksamakta,  en insani hizmetler bile karşılanamamaktadır.

Şehir merkezlerinde süren çatışmalar, ihtiyaçlarını temin için dışarı çıkmak zorunda olan sivilleri kurşunların hedefi haline getirmektedir. Her türlü ateşli silahın tehdidi altında yaşayan insanlar, evlerine hapsolmuş bir şekilde aç kalmak ile canını tehlikeye atarak dışarı çıkmak arasında tercih yapma durumunda kalmaktadır.

İnsanlar çatışmaların devam edeceği korkusu ve yaşam alanlarında oluşan tahribat dolayısıyla ilk fırsatta evlerini ve yurtlarını terk ederek kontrolsüz şekilde göç etmektedir. Bu göç, özellikle ekonomik imkânsızlık içerisinde olan aileler yönünden ciddi yaralar açmaktadır. Yine göç etmek isteyen ailelerin PKK ve ona bağlı silahlı terör grupları tarafından silah zoruyla engellenmeye çalışıldığı ve evlerinin yakılacağı yönünde örgütün tehditlerine maruz kaldığı bölgede yaşayan insanlar tarafından dile getirilmektedir. Bu asla kabul edilemez bir durumdur.

Devletin bu mağduriyetleri giderme noktasında etkin bir mekanizma geliştirmesi zorunludur. Suçluların cezalandırılması en hızlı, etkin ve adil bir şekilde yapılmalıdır. Sivil halkın temel insan hakları korunmalı, mağduriyetler en aza indirilerek mücadele yürütülmeli ve kısa süre içerisinde sokağa çıkma yasaklarının olmayacağı ortamlar sağlanmalıdır.

MAZLUMDER olarak kimden kaynaklanırsa kaynaklansın sivil insanların yaşam hakkını hiçe sayan bütün zalimce uygulamaları şiddetle kınıyoruz. Güvenlik güçlerine, hendek kazan, barikat kuran, yaşam alanlarını insanlar için yaşanmaz hale getirenler ile masum sivil halkı daha dikkatli bir şekilde ayırması gerektiğini hatırlatıyoruz. 

Bu çerçevede;

PKK ve ona bağlı grupları silahları bırakmaya, Devleti, güvenlik eksenli politikaların tek başına bir çözüm üretemeyeceği bilgisinden hareketle, adil bir barışı esas alan özgürlükçü politikalara ağırlık vermeye ve çözüm sürecini geçmişteki hatalardan ders çıkarıp Kürt halkının tamamını muhatap alarak şeffaf bir şekilde tekrar başlatmaya, kamuoyunu da, barış dili ve umuduna sahip çıkmaya, hak ihlallerine ise tam bir birlik hali içerisinde kimden gelirse gelsin tavır koymaya davet ediyoruz.

Derviş Argun

Mazlumder Konya Şube Başkanı

FAALİYET BİLGİLERİKategori Adı Basın AçıklamalarıTarih 2015-12-31
Okunma Sayısı : 397
Şube ve Temsilcilerimiz
konya
İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği - MAZLUMDER Konya Şubesi
Adres: Abdulaziz Mah. Keykubat sok.No:1 Gazyağcı İşhanı Kat: 3 No: 9 Meram \ KONYA
E-posta: konya[a]mazlumder.org | Telefon: 0 332 353 36 37 | Faks: 0 332 353 36 37

Ziyaretçi Sayımız : 2036039

beyaz.net, bilisim, network, web uygulamalari